1966'da üniversite çağında olan Nicola ve Matteo, akıl hastanesinde kötü muamele gören Giorgia ile karşılaştıklarında, hayatlarının dönüm noktasına gelmişlerdir. Genç kız için yapılacak fazla bir şey yoktur ve her ikisi de bu adaletsizliğe karşı kızgındır. Nicola düzene karşı çıkarak önce hippilerin arasına karışır ve ardından Giorgia gibilere yardım etmek için psikoloji okumaya karar verir. Matteo ise eşitsizlikleri giderebilmek için yasa adamı olma yolunu seçer ve önce orduya ardından da polis akademisine kaydolur.14 Kasım 2010 Pazar
La meglio gioventù (2003)
1966'da üniversite çağında olan Nicola ve Matteo, akıl hastanesinde kötü muamele gören Giorgia ile karşılaştıklarında, hayatlarının dönüm noktasına gelmişlerdir. Genç kız için yapılacak fazla bir şey yoktur ve her ikisi de bu adaletsizliğe karşı kızgındır. Nicola düzene karşı çıkarak önce hippilerin arasına karışır ve ardından Giorgia gibilere yardım etmek için psikoloji okumaya karar verir. Matteo ise eşitsizlikleri giderebilmek için yasa adamı olma yolunu seçer ve önce orduya ardından da polis akademisine kaydolur.13 Kasım 2010 Cumartesi
Bang Bang You're Dead (2002)
Okullarda şiddet son yıllarda sadece ülkemizde değil tüm dünyada tartışılan bir olgu. Michael Moore, Bowling For Columbine (Benim Cici Silahım) isimli belgeselinde 20 Nisan 1999'da Columbine Lisesi’ndeyaşanan okul cinayetini enine boyuna incelemiş ve bu belgesel hayli ilgi uyandırmıştı. Bang, Bang, You're Dead ise okulda şiddeti belgesel anlatımdan uzak sinemasal bir dille, sürükleyiciliğini her daim koruyarak işliyor. Guy Ferland, yarattığı Trevor karakterini tanıtarak bizi okul koridorlarına sokuyor. Trevor ile başkalarının arızalı olarak nitelendirdiği, uyumsuz bir öğrenci portresi çiziliyor. Tüm arkadaşları, okul yöneticileri hatta ailesi ona yüz çevirirken öğretmeni Val onu anlamaya çalışıyor. Öğretmen, Trevor’ı tanıdıkça okuldaki şiddetin boyutlarının farkına varıyor. Tam da okulda Columbine Lisesi benzeri bir okul cinayeti yaşanmak üzere… William Mastrosimone’un yazdığı muhteşem senaryo ve sürükleyici kurgu bir araya gelince, film didaktik olmadan gençlere, eğitmenlere ve ailelere önemli hayat dersleri veriyor. Erkenden yetişkin olmaya çalışan ergenlerin kendilerini kanıtlamak isterken neler yapabileceğine tanık oluyoruz. Bang, Bang, You’re Dead kesinlikle izlenince pişman olunmayacak, güzel bir okul filmi.Like Stars on Earth (Every Child Is Special) / Taare Zameen Par (2007)
La Haine (1995)
Paris'in gettolarında hararetli saatler yaşanmaktadır. Grup halinde dolaşan yerel gençlerle, çevreyi kuşatan polisler arasında nefret dolu bakışlardan oluşan bir gerilim vardır. Mahallenin gençlerinden Abdel, polis soruşturması sırasında benzetildiği için hastanede ölüm döşeğinde yatmaktadır. Gencin arkadaşları ise başıboş dolaşmaktadırlar. İçlerinden biri Vinz, Abdel'in ölmesi durumunda bir polis vurmaya and içer...Tartışmalı konusu ve son derece yaratıcı estetiği ile olay yaratmış bir çalışma. Filme dair söyenebilecek kötü bir şey neredeyse yok gibi. Sadece yönetmeninin aynı başarıyı bir daha tekrar edememiş olması üzücü sayılabilir.
Memories of Murder / Salinui chueok (2003)
1986 yılında Güney Kore, askeri bir diktatörlük altındadır. Ülkede yasaklar ve baskılar tüm sıkılığı ile devam ederken bir gün, tecavüze uğrayarak vahşice bir cinayete kurban giden bir kadın bulunur. Hemen başlayan soruşturmanın başına, yerel polis dedektifi Park Doo-man getirilir. Fakat olayı çözmek için kullandığı yöntemler, herşeyi berbat etmekten başka bir işe yaramayacaktır.Başarısızlıkla sonuçlanan soruşturma yöntemleri nedeni ile bir çok tanığın zarar görmesi sonucu, Seul'dan yeni bir dedektif olan Seo göreve atanır. Zeki, kurnaz ve işini bilir tavırlarına rağmen Seo'nun da soruşturmada son derece başarısız olması, olayları iyice sarpa sardıracaktır.
Fetişist özellikler taşıyan gizemli bir cinayet hikayesini gerilim, mizah ve dramatik öğelerle birlikte etkili bir şekilde anlatan yönetmen Joon-ho Bong, Cinayet Günlüğü ile pek çok festivelden ödüllerle döndü.
Dil Chahta Hai (2001)
3 sıkı arkadaş. Üçünün de aşka farklı bakışları vardır. Biri her gördüğü kıza aşık olduğunu sanır, biri aşka inanmaz hep çapkınlık peşindedir diğeri ise aşk hakkında pek konuşmaz... Günün birinde kader hepsine öyle bir oyun oynar ki aşk hepsine bir ders verir. İçinde aşkı, dostluğu, ayrılığı, yalnızlığı, sevinci, hüznü bulabileceğiniz bir baş yapıt.
Part 1
Part 2
Part 3
Part 4
Part 5
Part 6
Part 7
Part 8
Şifre: bladeron
The Red Shoes (1948)
Aristokrat kökenli, tanınmamış genç balerin Victoria 'Vicky' Page (Moira Shearer) halasının verdiği bir partide Lermontov Balesi'nin acımasız, otoriter emprezaryo'su Boris Lermontov'la (Anton Walbrook) tanıştırılır.Lermontov, sanatçılarından baleye mutlak bir sadakat kendisine ve kumpanyaya da kayıtsız şartsız bir bağlılık talep etmektedir. Ona göre özel hayatları bile baleden çok sonra gelmelidir... Önceleri Vicky'i çok önemsemeyen emprezaryo, sonradan onun yeteneğinin farkına vararak yeni yazılan "Kırmızı Pabuçlar" adlı balede başrol oynatmayı planlar... Ancak Vicky'nin, kumpanyanın kompozitörü Julian Craster'e (Marius Goring) aşık olması Lermontov'u çileden çıkarır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
