"Enter the Void", başkarakterinin ölümünün öznel deneyiminin izinden giden bir film. Filmin hikayesi 28 ve 20 yaşlarında iki kardeşin uyuşturucu dolu yolculukları boyunca yaşadıkları aksiliklerle başlayacak. Bardo Thödol'un "Tibetan Book of the Dead" adlı kitabından bağımsız bir uyarlama olan filme sayısız halüsinasyon ve psychedelic duygular eşlik edecek. Noê yeni filminin Ken Russell’ın "Altered States" ve Adrian Lyne’in "Jacob’s Ladder" filmlerinin arasında bir yerde olduğunu ifade ederken, "2001: A Space Odyssey" ile "Videodrome" filmlerine ve Phillip K. Dick romanlarına da atıfta bulundu.2 Aralık 2010 Perşembe
Enter the Void (2009)
"Enter the Void", başkarakterinin ölümünün öznel deneyiminin izinden giden bir film. Filmin hikayesi 28 ve 20 yaşlarında iki kardeşin uyuşturucu dolu yolculukları boyunca yaşadıkları aksiliklerle başlayacak. Bardo Thödol'un "Tibetan Book of the Dead" adlı kitabından bağımsız bir uyarlama olan filme sayısız halüsinasyon ve psychedelic duygular eşlik edecek. Noê yeni filminin Ken Russell’ın "Altered States" ve Adrian Lyne’in "Jacob’s Ladder" filmlerinin arasında bir yerde olduğunu ifade ederken, "2001: A Space Odyssey" ile "Videodrome" filmlerine ve Phillip K. Dick romanlarına da atıfta bulundu.Get Low (2009)
2004'te Kısa Film Oscar'ını kazanan görüntü yönetmeni Aaron Schneider'ın yönettiği bu hınzır dram, bir Amerikan halk masalının kahramanı olan Felix "Bush"un gerçek yaşam öyküsünden esinleniyor. Ormanda tek başına, herkesten uzakta yaşayan Felix Bush'tan bütün kasaba halkı yıllardan beri uzak durmuş, ondan korkmuştur. Felix'in gözü dönmüş bir katil, şeytanla anlaşma yapmış bir cani olduğunu söyler dururlar. Günlerden bir gün Felix, elinde tüfeği ve bir tomar parayla kasabaya iner ve kendi cenaze törenini düzenlemek istediğini söyler. Cenaze levazımatçısı Frank ve çırağı Buddy, kısa sürede Felix'in asıl amacını öğrenirler.Cyrus (2010)
Ultra düşük bütçeli yapımlarla tanınan yeni bağımsız Amerikan sinema hareketi "mumblecore" kurucuları Duplass kardeşlerin yeni filmi, kimi zaman kapkara, kimi zaman dokunaklı bir komedi. Karısından yeni boşanmış, hayat boyu kaybetmeye mahkûm John, bir partide gayet hoş, seksi Molly'yle tanışır. İşler iyi gider, sonra Molly'nin 21 yaşındaki oğlu, filme adını veren Cyrus, sahneye çıkar. Ana-oğul arasında öyle sıkı bir ilişki vardır ki John epey rahatsız olur, ama ikisi arasında kendine bir yer açmak için mücadeleyi elden bırakmaz. Anneme Dokunma!, alışılmadık bir aşk üçgeni ve aynı zamanda kahkahalar attıran bir savaş dansı...The Town (2010)
Eylül ayında Toronto Film Festivali'nde dünya prömiyeri yapılan Hırsızlar Şehri, popüler aktör Ben Affleck'in ikinci yönetmenlik denemesi. Affleck, aynı zamanda başrolünü de üstlendiği bu kara filmde tıpkı babası gibi hırsızlığı kariyere çeviren Doug MacRay'i canlandırıyor.
Doug ve ekibinin banka soygununda üzerlerine kimse yoktur; hem acımasız hem de dikkatlidirler. Soydukları son bankanın müdiresiyle aynı mahallede oturduklarını öğrendikten sonra kaçınılmaz olan gerçekleşir ve Doug, kadına âşık olur. Claire, onun soyguncu olduğundan şüphelenmezken Doug'ın kardeşi kadar yakın suç ortağı Jem, kuşku içindedir. Doug, iki taraftan birine ihanet etmeden bir seçim yapamayacaktır.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Kikujiro / Kikujirô no natsu (1999)
You Can Count on Me (2000)
''You Can Count On Me" ciddi olduğu kadar seyirciyi eğlendirmesini de bilen ender filmlerden. Filmin oyuncularından Laura Linney'ye "En iyi kadın oyuncu" adaylığı kazandıran film, aileleri hayatta olmayan, herşeyleriyle birbirinden çok farklı iki kardeşin ilişkilerini anlatıyor.Amerikan Yazarlar Derneği' nin "En iyi orijinal senaryo" ödülünü verdiği "You Can Count On Me" görülmeye değer, gerçekçi bir zemin üzerinde duran bağımsız bir film.
My Life as a Dog / Mitt liv som hund (1985)
Yönetmenliğini Lasse Hallström'ün yaptığı 1985 tarihli İsveç filmi. Anneleri ölümcül bir ciğer hastalığına yakalanan iki kardeşten büyük olanı bir bakımevine, diğeri ise (Ingemar) dayısının bir başka kentteki evine gönderilir. Film genel olarak Ingemar'ın kendisini benimseyen dayı ve yengesi ile kurduğu ilişki, burada edindiği arkadaşlar ve annesinin ölme ihtimalinden dolayı yaşadığı stres üzerinde döner. İçine girdiği yeni ortama beklediğimizden de çabuk adapte olabilmiş olması kaygısını bastırmak adına mıdır, yoksa henüz çocuk yaştaki bir insanın hayata karşı sergilediği meraklı tutumun bir sonucu mudur? Komşu çocuklarla yaşananları konu edinen kısımlarda yanıtımız ikinci seçenek tarafından belirlenecek gibi görünür. Annenin ağırlaştığı, Ingemar ve abisinin anneyi ziyaret ettikleri hastane sahnesinde ise, çocuğun ölmekte olan kadına karşı sergilediği tutum yürekleri burkar ve birinci ihtimali bir kez daha gözden geçirmemize neden olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
