Günümüz Prag'ında yaşayan Horak ailesinin çocuğu olmamaktadır. Bir gün Bay Horak bahçede topraktan tuhaf bır şekilde küçük bir çocuğa benzeyen bir ağaç kökü çıkartır. Bayan Horak'ın çocuğu gibi baktığı bu kök zamanla canlanır. Ancak Horak'ların Otik adını verdikleri çocuk inanılmaz bir iştaha sahiptir. Filmin başlangıcı Bunuel gerçeküstücülüğünü anımsatan tuhaf ve komik sahneler içerir. Bebekler pazar yerinde tartılmakta, kağıtlara sarılıp müşterilere satılmaktadır. Bir baba adayı bir karpuzu keser ve içinde bir çocuk bulur. Film, bir süre çocuksuz bir çiftin bir ağaç kökünü evlat edinmesi konusunu işleyen gerçeküstü bir komediymiş gibi görünse de daha sonra olayların akışı değişir ve ortaya bir canavar öyküsü çıkar...16 Eylül 2010 Perşembe
Otesánek (2000)
Günümüz Prag'ında yaşayan Horak ailesinin çocuğu olmamaktadır. Bir gün Bay Horak bahçede topraktan tuhaf bır şekilde küçük bir çocuğa benzeyen bir ağaç kökü çıkartır. Bayan Horak'ın çocuğu gibi baktığı bu kök zamanla canlanır. Ancak Horak'ların Otik adını verdikleri çocuk inanılmaz bir iştaha sahiptir. Filmin başlangıcı Bunuel gerçeküstücülüğünü anımsatan tuhaf ve komik sahneler içerir. Bebekler pazar yerinde tartılmakta, kağıtlara sarılıp müşterilere satılmaktadır. Bir baba adayı bir karpuzu keser ve içinde bir çocuk bulur. Film, bir süre çocuksuz bir çiftin bir ağaç kökünü evlat edinmesi konusunu işleyen gerçeküstü bir komediymiş gibi görünse de daha sonra olayların akışı değişir ve ortaya bir canavar öyküsü çıkar...Le dîner de cons (1998)
Pierre Brochant ve arkadaşları, her Çarşamba gününü 'Salaklar Günü' olarak kutlamayı adet haline getirmişlerdir. O güne katılmanın şartı ise oldukça basittir; Herkes yanında bir salak getirecek ve en enteresan salağı getiren büyük ödüle hak kazanacaktır.O gece Brochant çok sevinçlidir. Çünkü büyük ödülü fazlasıyla hakeden bir salak bulmuştur. Fakat Brochant'ın bilmediği tek şey, Pignon adlı salağın bela yaratma konusunda uzman olduğudur. Türk sinemaseverlerin yakından tanıdığı Le Jaguar'ın yönetmeninden...
15 Eylül 2010 Çarşamba
Happiness (1998)
Yalıtılmışlık… yabancılaşma.. mutluluk. Amerika’da hepsini birlikte alabilirsiniz. Ya da belki ayrı ayrı alma şansınız yoktur. Yeni bir televizyon alın mutlu olun. Yetmedi mi? Yabancılaşmayı deneyin. Televizyon alacak paranız mı yok? O zaman yalıtılmış bir hayat yaşayın. “Mutlu olun”, eğer işe yaramıyorsa “mış gibi” yapın. İkiyüzlülüğü de ihmal etmeyin…30 yaşındaki Joy Jordan; anne ve babasının, Florida güneşi altında yeni bir yaşama doğru uzaklaşırlarken arkalarında bıraktıkları New Jersey’deki evde, yalnız yaşayan, bekar bir genç kadındır. Yaşlı çiftin sevgiden yoksun ve acıklı evlilikleri ise, cazibesi yıllar önce sönmüş olan Diane’ın tehdi altındadır. Öte yandan hayattan umudunu kesmemiş olan Joy, doğru erkeğin ve kariyer başarısının hemen köşeyi dönünce karşısına çıkabileceğini düşünecek kadar saf gözlerle bakmaktadır yaşama. Halihazırdaki erkek arkadaşı Andy’yi kaybettikten bir süre iş değiştirip yetişkinler için eğitim veren bir “hayır kurumunda” işe başlar. Buradaki öğrencilerinden Rus göçmeni, taksi şoförü ve bir hırsız olan Vlad ile romantik bir ilişkiye de girecektir.
Joy’un iki kızkardeşi, mutlu bir evliliği olan Trish ve başarılı yazar Helen, bir yandan Joy’a küçük gören ve acıyan gözlerle bakmaktan ve bunu dile getirmekten geri durmazken, bir yandan da itiraf edemedikleri kendi sorunlarına sahiptirler. Gerçek yaşamda karşılaşılan tehlikelerin yazılarına getireceği duygusal otantikliğin peşindeki Helen, telefon tacizlerinin kurbanı haline geldiğinde; sapığın, yan dairedeki yakışıklı değilse de zararsız görünen yalnız genç adam, Allen olduğundan bihaberdir. Helen’e platonik bir şekilde aşık olan Allen’in kendi başındaki dert ise, pek de göründüğü kadar zararsız olmayabilen Kristina’dır.
Allen hastalıklı romantik dertlerini psikoloğu Bill ile paylaşır. Pek tabii ki Bill’in Helen’in kızkardeşi Trish’in kocası olduğunu ve kendi “küçük” tutkuları olduğundan habersizdir. Bill bir yandan ergenlik acıları içerisindeki oğlu Billy’nin kendi sorunlarına cevap bulmaya çalışırken, bir yandan da küçük çocuğun okul arkadaşlarında sapkın bir çekicilik bulmaktadır.
1998 Cannes Film Festivali‘nin uluslararası eleştirmenler ödülünü oybirliği ile haketmiş olan bu film, tematik ve biçimsel olarak Todd Solondz‘un bir önceki eseri Oyun Evine Hoşgeldiniz‘in devamı olarak kabul edilebilir. Solondz bu denemesinde de, bir öncekindeki kadar başarılı olmayı ve tüm eleştirmenler tarafından saygıyla selamlanmayı bilmiş görünüyor.
The Wind That Shakes the Barley (2006)
1920'li yıllarda, İrlanda hala koloni olarak İngiltere'nin bir parçasıdır. İngiliz askerlerinin adadaki zulmü de, artan bir şekilde devam etmektedir.Bu şiddete tanık olduğunda eğitimini tamamlama hedefini bir kenara bırakan Damien, zulme karşı direnen İrlandalı cumhuriyetçilerin safına katılır. Damien'in ağabeyi Teddy, bu direniş grubunun liderliğini yürütmektedir. İki kardeş, sırt sırta çok sıkı ve şiddet dolu bir direniş sürdürürler. Ta ki barış anlaşması imzalanana kadar... Anlaşma koşulları, aynı idealin peşindeki bu iki kardeşi de birdenbire farklı saflara ayırır.
2006 Cannes Film Festivali galibi olan Özgürlük Rüzgarı, günümüzün politik atmosferi üzerine de sözleri olan bir film. Bunun yanında, politik ideallerin iki kardeşi bile ne kadar farklı uçlara savurarak ayırabileceğini göstermesi açısından da kayda değer bir Ken Loach çalışması.
14 Eylül 2010 Salı
Ariel (1988)
West Beyrouth (À l'abri les enfants) (1998)
Tarih 13 Nisan 1975, yer Beyrut... Lübnan iç savaşının resmen başladığı gün. İçinde Filistinlilerin bulunduğu bir otobüsün yolcuları orta yerde katledilir. Olay, Beyrutun Müslümanların yoğun olduğu Batı kesiminde yaşayan Tarık ve Ömer adlı gençlerin gözleri önünde olur. Kısa zamanda Hıristiyanlar Batı Beyrutu denetimleri altına alır. Bu coğrafi bölünmüşlük, ülke çapındaki bölünmenin sembolü haline gelir. Bununla beraber Tarık ve Ömer kendi gözlerinin önünde cereyan eden trajediyi görmezden gelip gençliklerinin tadını olabildiğince çıkarmaya karar verirler. Bunda okullarının kapanmasının da etkisi vardır. Hıristiyan olan güzel komşu kızı Mayle, giderek şiddete teslim olan şehrin sokaklarında macera peşine düşerler. İkisi de kıza âşık olur ve savaşın ilk yılını, yaşadıkları bu derin aşk yüzünden kayıtsız ve mutlu geçirirler. Ne var ki, yavaş yavaş onlar da şiddet girdabının içine çekilmeye başlar.13 Eylül 2010 Pazartesi
The Short Films of David Lynch

David Lynch, filmlerinde kısık sesli gürültü, karanlık ve çürümüş şeylerle dolu mekanlar; bozulmuş karakterler, polarize edilmiş bir dünya (melekler, şeytan, Meryem Ana heykelleri, fahişeler), etrafta çürümüş ceset ya da kafa tasları olan yerler) kullanmasıyla dikkatleri üzerine çekmiştir. Kariyeri boyunca aykırı fikirlerini kendine özgü -nesnellikten uzak ve sembolik- anlatımıyla cesurca sinema perdesine yansıtan yönetmenin çekmiş olduğu deneysel kısa filmlerin bir arada toplanmış olduğu bu koleksiyonda bulunan filmeri şöyledir;
Six Men Getting Sick' (1966)
The Alphabet' (1968)
The Grandmother' (1970)
The Amputee' (1974)
The Cowboy And The Frenchman (1988)
Lumière and Company (1995)
Part 1
Part 2
Part 3
Part 4
Part 5
Part 6
Part 7
- Şifre Yok -
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
